Acelen Neydi Mustafa?
Eskiden 10 Kasım’larda üzerimde bir durgunluk, içimde bir burukluk olurdu. Saygı dolu bir sessizlik. Üzülürdüm de ama hep bu dünyadan erken gittiğine, daha yapacak çok işi olduğuna, bizim O’na daha uzun süreler ihtiyacımız varken bizi bırakıp gittiğine üzülürdüm.
Ama artık sanki canımdan birini kaybetmişim gibi üzülüyorum. Sanki 10 Kasım 1938′de dünyadan göçen, en yakınımmış, sanki babam, amcam, dedemmiş gibi… Yokluğunu içimde hissediyorum.
Hani yıllarca ulaşılmaz gibi gösterilen, hani bambaşka bir gezegenden gelmiş kurtarıcı gibi davranılan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk var ya… O da etten kemikten bir insanmış. Onun da dertleri, hüzünleri, aşkları, özlemleri olmuş. O da ümidini yitirmiş zaman zaman, o da yorulmuş hayattan. O da yalnız kalmış, o da ağlamış.
Bugün Mustafa‘yı izlediğimde kendimi O’na o kadar yakın hissettim ki, anlatamam. Çektiği tüm sıkıntıları içimde hissettim. O gülerken ben de güldüm, o üzülürken ben de üzüldüm. Gözlerim doldu. Akıttım da ara sıra gözyaşlarımı kimseye farkettirmeden. Filmin içindeydim sanki. Sanki Atatürk yanımdaydı. O’na sarılasım geldi, başımı omzuna yaslayasım geldi.
Kendimi O’nun yerine koyabildim belki de ilk defa. Doğduğu topraklara bir daha dönememiş bir adamdım filmi izlerken. En çok istediği şey Selanik‘in Türk toprağı olarak kalması iken bunu başaramayan, evine bir daha gidemeyen bir adam. Annesiyle mektuplaşan, onu çok özleyen ama son günlerinde bile yanında olamayan bir adam. Dünya savaşla, kanla, planlarla, entrikalarla dolu iken sığınacağı en saf, en temiz limanı, onu sadece o olduğu için seven, ona ilk adıyla hitap eden belki de tek insanı kaybeden bir adam.
Kalabalıklar içinde yalnız kaldım. En eski arkadaşlarım bana suikast planladı. Kimseye güvenemez oldum. Dertleşecek kimsem yoktu yanımda. Etrafımdaki herkes benden bir şey umar olmuştu. Herkes bana tapıyordu adeta. Oysa benim de dertlerim vardı. Ben de birine sarılıp, dertleşmek, doyasıya ağlamak istiyordum. Ama yapamıyordum. Her dertlendiğimde yaktım bir sigara, koydum bir kadeh…
Beni Atama bu denli yaklaştırdığın için teşekkürler Can Dündar. O duyguları biraz olsun içimde hissetmemi sağladığın için teşekkürler. Zor durumlara düştüğümde, kendimi yalnız hissettiğimde, başaramayacağımı zannettiğim dönemlerde ümidimi kaybetmemem gerektiğini gösterdiği
n için teşekkürler.
Çünkü Atam da öyle yapmış.
Benim Atam, Mustafa! Ve her daim izindeyim.
Rahat uyu Atam!
10 Kasım 2008 09:42
Üstadım;
Emeğine yüreğine sağlık. Gözyaşlarıyla okudum yazdıklarını ve yalnız olmadığımı görmek bir kez daha sevindirdi beni. Gardrop Atatürk’çülerinin haftalardır sürdürdüğü linç etme çabaları arasında, bu güzel belgeseli bir “methiye” değil de belgesel olarak gören ve Ata’sına bir kez daha gönülden bağlanan ben, en yakın çevremi bile zorla götürebildim. 3. kez izledim onlara izletebilmek için, her izleyen okuduklarına inanmakla ne saçma davrandığını söyleyerek çıktı sinemadan. Teşekkürler link olarak dostlarımla paylaşacağım. Belki bir kaçını daha ikna edebilirim izlemeye.
Sevgi ile kal…
13 Kasım 2008 14:03
Filmi izlemedim, yani gönül rahatlığıyla yorum yapabilirim
Ben Atatürk’ü dedem gibi görmeyi uzun zaman önce bıraktım. Belki biraz da onu ilah gibi görenler, gösterenler yüzünden değişti fikirlerim. Bu film daha fazla insanın onu sevmesi için yapıldıysa eğer, bu açıdan işe yarayabilir. Ancak kanaatim o ki en çok Can Dündar’ı uzun zamandır şeytan göstermeye çalışanların işine yarayacak.
Müge’nin de dediği gibi referans olası bir yazı yazmışsın, tebrikler. Ben de Atatürkçü arkadaşlarıma göndereceğim, filme gidip çıkışta bana anlatsınlar diye